Kurslarımız

Anasayfa / Kurslarımız / İpek Koza

İpek Koza

İpek Koza

İpek Böceği ve Çin’li Kız Efsanesi : 


Çok eski zamanlarda, Çin’de Lişing adında güzel bir kız yaşıyormuş. Fakat nişanlısı vefasızlık etmiş. Kız bu vefasızlığa çok üzülmüş ve bir gün Begobe Tapınağı yanında bir ağacın gölgesine sığınarak göz yaşı döküp vefasız nişanlısını beklemeye başlamış. Saatler geçmiş nişanlısı gelmemiş. Kız artık hıçkıra hıçkıra kahrolurken bir kelebek nazlı nazlı uçarak kızın yanına sokulmuş ve kulağına şu sözleri fısıldamış : Senin gölgesine sığındığın ağaç çok yaralı ve kutsal bir ağaçtır. Başını yukarı kaldır ve bu ağacın dallarına bak!…Ben o dallar yuva kurdum Bu yuvanın adı kozadır. Bu dut ağacıdır. Hemen gel bu kozaları devşir ,onlardan ipek çıkart ve kendine şimdiye kadar hiçbir kadının giymediği bir kumaştan, ipekten giysiler dik .Bu dut ağacının ve onun üzerindeki kozalarımın sayesinde yapacağın giysi ile o kadar güzel olacaksın ki, nişanlın sana bir daha vefasızlık yapmayacak.’’

Çinli kız ,kelebeğin sözlerinin yerine getirmiş. Kozaları dut ağacından toplamış, bunlardan ipek çıkarmış, bu ipeklerden de kendisine güzel bir giysi yapmış. Giysiler öyle güzelmiş ki bu kızı yüz kere daha  güzelleştirmiş. Kızın nişanlısı da bu dünyalar kadar güzel kıza bir daha vefasızlık edememiş. Evlenmişler ve ömürlerinin sonuna kadar dut ağacına ve ipek kozasına dua ederek mutlu bir ömür yaşam sürmüşler...


İpeğin  Anadolu’ya Gelişi, İpek ve İpek Böceğinin Tarihi :


 Anadolu’da dut ağacı ve ipekböceğinin ortaya çıkışına değin bu söylenceler anlatılmaktadır Gerçektende ipek böceğinin keşfi, İ.Ö. 2.600 yıllarında Çin imparatorluğu Hoangiti zamanında ,saray bahçesinde yaprak yerken görülen tırtılların incelenmesi ile gerçekleştiği, kaynaklarda yazılıdır. Kozacık ise Çinlilerin gizli bir sanatı olarak yüzyıllarca kalmıştır. Çin için çok önemli bir zenginlik kaynağı olan ipekçilik sanatının dışarı çıkmasını önlemek için ölüm cezaları getirilmiştir. Çinlilerin bu ulusal sanatını dünyaya, Türklerin yaydığı söylenir. İ.S.149 yılında Türkistan’ın Hotan Eyaleti Hakanı bir Çin prensesi ile evlenmiştir. Prenses gerek ihtişamını sürdürmek gerekse eşine bir düğün armağanı vermek üzere saçlarının arasında İpekböceği tohumlarını Çin’in dışına çıkarıp Hotan’a getirdiği söylenir . 552 yılında Bizans İmparatoru Justinien zamanında ise, Türkistan’a gönderilen iki rahip, kozacılığı öğrendikten sonra, bastonları içinde sakladıkları kozalar ile, İpekböceğini Anadolu’ya taşımışlardır .Bir başka söylenceye göre ise, Türk Hakanı Tuman’ın Bursa’ya gönderdiği 400 koza ustası sayesinde İpekböceği Aandolu’ya yayılmıştır.


10-15 yıl önce, Japonların İpek Yolu ile ilgili yaptıkları, saatler süren TV programını dikkatlice izlemiştim.Bu programda benim en çok bir şey dikkatimi çekti. Bu yol üzerindeki kentlerden, insanlar, anıtlardan söz ediyordu. Ancak ipekten hiç söz edilmiyordu. İpekten ve ipek böceğinden ancak yolları Bursa’ya geldiği zaman söz edilmişti. Gerçekten de Anadolu’nun ve Avrupa‘nın en önemli İpek üretim merkezi Bursa idi.. İpek deyince insanın aklına hemen Bursa geliyordu.1330 ’lu yıllarda Bursa’ya  gelen İbni Batuha ,Bursa’da ipekli dokumaların varlığından söz etmektedir. 1501 yılında Bursa’ya gelen Floransalı Maringhi ise, Bursa kumaşlarının Çin de bile bulunmadığını yazmaktadır. Arşiv belgelerine göre ise Bursa kumaşları, sadece Osmanlı padişahlarını değil, birçok Avrupa kralını bile giydirmiştir. İpek öylesine bereketli ve zengin bir ürün idi ki, bu işle uğraşanları zengin ediyordu .Öyle ki, Osmanlı devletinin ihtişamlı sultanlarından Yavuz Sultan Selim bile bu zengin Bursalı ipek tüccarından borç istemekteydi.


Bursa’da ipekçilik :

Bursa , 1840’lı yıllarda dünyanın en önemli ipek üretim merkezi idi. 1860‘lı yıllardan sonra Avrupa kozasını saran Parpin hastalığı, kısa sürede ülkemize gelmiş ve ipek üretimimizi nerede ise sıfıra indirmişti .Ünlü Fransız hekim Pastör, 1870 yılında hastalıksız İpekböceği üretmişti. Ülkemizde ise halen batıl inançlarla hastalığa karşı mücadele ediliyordu.

Fransa’da yaşayan Kevork Torkomyan adlı bir Ermeni ‘nin önderliğinde, Darülharir /İpek evi açılmıştır.Bu okulun açılması ile Bursa ve çevresinde tekrar büyük ölçüde İpekböceği üretimi artmıştır.Daha  önce 95 ons olan ipek üretimi, 1914 yılında sadece bir milyon ons tohum dış ülkelere satılmıştı. Cuinet, 1984 yılında Bursa’da, 3 milyonun üzerinde dut ağacı olduğu yazar. Ancak Birinci Dünya Savaşı sırasında da bu kez dutlara büyük bir hastalık dadanmış, yaş koza  üretimimiz 4 milyon kilodan kg’dan 500 kilograma düşmüştür .

Gerçi, Bursa’daki İpek enstitüsü’nde, 1905 yılında bir laboratuar kurulmuştur. Ancak ipekböceği hastalığına  karşı halkın en önemli ilacı yüzyıllardır yine de batıl inançları olmuştur.  İşte Kozacılar bu endişeler içinde, batıl inançlar ile ipekböceklerini hastalıklardan koruyarak bakımlarını sürdürürlerdi. Son alaldıya gelince böcekler kılavuz vermeye başlarlar.Kılavuz, böceğin ilk koza sarmaya başladığı andır. Böcek, başını kaldırıp bir şey arıyormuş gibi sallanmaya başladığı zaman, ipek çıkarmaya başlayacak demektir. Bu arada, meşe ve çam gibi dallar arasında kendilerine yer bulmaya çalışırlar. İpekböceği, ipek sararken teneke çalıp gürültü çıkarmak eskiden bir gelenekti. Çünkü, bu gürültü nedeniyle böceğin ürküp, daha kısa sürede iplik saracağına inanılırdı. Oysa İpekböceği kozasını her zaman üç gün içinde örerdi.

Böcekler koza örmesini tamamlayınca evde düğün bayram yapılırdı. Bu düğüne Koza Yolma Düğünü denirdi. Bir taraftan içilir, diğer yandan da koza çalılardan çıkarıp, yolunurdu. Dargınlar barışır, komşular koza yolmaya çağrılır, Koza Helvası yapılırdı. Genç kızlar; ‘’Bursalı mısın kadifeli gelin’’, ‘’Hey Bursalı Bursalı. Beli ipek korsalı’ türküleriyle mahalleyi çınlatırken yaşlı kadınlar ise ‘’Hikmetullah şehrinin bir tanesi. Oğlunu karnında yatar annesi’’ dizelerini mırıldanırdı.

Böcekler askıdan çıkar çıkmaz hemen satılır.Çünkü koza içindeki böcek bir  şekilde öldürülmez ise, 10-15 gün içersinde kozayı delen böcek, başkalaşım geçirerek kelebek olarak dışarı çıkacaktır. Bu durumda koza delindiği için, ipeğin değeri de düşecektir.Ayıklanan kozalar hoş bir telaş içinde en kısa sürede Bursa’daki Koza Hanı’na götürülürdü. Çünkü yüzyıllardır, sadece bu handa koza alımı yapılmaktaydı. İpek gibi ince ve zarif , İpekböceği kadar vefalı Koza Han’ında, tellalların bağrışları arasında satılan kozaların paraları daha cebe girmeden, hemen yanında bulunan Bursa Çarşısı’nda harcanırdı. Bursa Çarşısında kadınlara allı yeşilli giysiler ile, sarıliralar alınır, borçlar ödenirdi. Koza evinde ise, bir ayın yorgunluğunun semeresini görmek üzere, heyecan ve merakla aile reisinin dönüşü beklenirdi. Böylece;’’sabır ve koruk helva ile, dut ağacı atlas olmuştu